17 Ağustos. Unutmadık…

17Agustos_1999Son zamanlarda o kadar yoğun bir gündemden geçiyoruz ki 1 yıl önce neler olduğunu hatırlayamıyoruz, daha uzak geçmişi hatırlamak ise daha da zorlaşıyor.

Üzerinden tam 17 yıl geçen 17 Ağustos Marmara Depremi’nde Amerika’daydım ancak bu üzücü olayı hala aynı netlikle hatırlıyorum. Deprem sonrasında Amerika’dan yardım sağlamak isteyen sivil toplum kuruluşlarına rehberlik etmiştik. Bu yıkıcı depremde hayatını kaybeden 17.000’den fazla insanımıza bir kez daha rahmet diliyorum. Ruhları şad olsun.

 

 


Operation USA Türkiye’de

ABD’nin önde gelen sivil toplum kuruluşlarından Operation USA, bugüne kadar yardım elini uzattığı 82 ülkeye Türkiye’yi de kattı. Marmara depreminden sonra harekete geçen, merkezi Kaliforniya’daki Operation USA yetkilileri, Türkiye’ye 60 tonluk tıbbi malzeme göndermeyi kararlaştırdı. Özellikle cerrahi alanda kullanılacak tıbbi malzemeyi içeren kargonunun ilk partisi İstanbul’a ulaşmadan, Operation USA Başkanı Richard Walden Türkiye’ye geldi…

Hürriyet’in sorularını yanıtlayan Walden, kurulduğu 1979’dan beri, Vietnam’dan Kamboçya’ya, Ruanda’dan Etiyopya’ya, Bosna’dan Kosova’ya yardım eli uzatan Operation USA’in ‘uluslararası yardım ve gelişme’ye yönelik çalıştığını belirtti. Walden, ABD Hükümeti’nin öncelikli olarak geçici yerleşim ve su arıtma alanında destek verdiği Türkiye’ye, deprem bölgelerinde bulunmayan tıbbi malzeme sağlamayı uygun bulduğunu anlattı. 1997’de kara mayınlarının yasaklanmasına yönelik uluslararası kampanyayı yürüten sivil toplum kuruluşlarıyla Nobel Barış Ödülü’nü paylaşan Operation USA’in sağladığı malzemenin 6 tonluk ilk bölümünün bugün THY tarafından İstanbul’a getirileceğini söyledi.

Walden, tıbbi malzemenin arasında derin kesik ve yanıklarda kullanılacak bandajlardan, ameliyatlarda kullanılacak araç gerece kadar birçok türde tıbbi malzeme olduğunu belirtti. İstanbul Valiliği yetkilileri ve Kızılay yetkilileriyle hangi malzemenin nereye gönderileceğini kararlaştıracaklarını söyleyen Walden, bağışlarının büyük bölümünü Hollywood ve şov dünyasından, ABD’deki hastanelerden, diğer yardımseverlerden sağladıklarını bildirdi. ABD’de yaşayan Hüseyin Gelis‘in aracılığıyla Türkiye’deki bazı başka kurumlarla irtibata geçtiğini söyleyen Walden, Sakıp Sabancı ile görüştüklerini Koç Holding’den de yetkililerle görüşeceklerini belirtti. Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarıyla da işbirliği yapmak istediklerini, geriye kalan 54 tonluk malzemenin Türkiye’ye nakli için ABD’de askeri uçak bulmaya çalışacaklarını bildiren Walden, tıbbi malzeme dışında da yardıma hazır olduklarını da vurguladı.

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/operation-usa-turkiyede-39101625 (13 Eylül 1999)

Ülkemize güvenimizi anlattık “Türkiye’ye Güvenenler, Türkiye’de Üretenler” (CNN Türk – 12/08/2016)

“Türkiye’ye Güvenenler, Türkiye’de Üretenler” toplantısında ülkemize güvenimizi dile getirdik. Toplantı sırasında ülkemize güvenimizi CNN Türk muhabiri Sinem Yöndem ile konuştuk.

Ülke olarak zor bir zamandan geçiyoruz.

Türkiye İçinKlişeler bazen fazla ‘klişe’ ve hiçbir şey söylemiyor gibi görünebilirler ama aslında uzun zamanlardan, genellikle de zorlu tecrübelerden süzülüp gelirler.

Şu anda gerçekten de ‘birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz’, birbirimize en fazla kenetlenmemiz ve daha önce başka vesilelerle de belirttiğim üzere ülkemize en çok güvenmemiz gereken bir dönemin içindeyiz. (“Ülkemize Güvenmek”)

Türkiye gibi hem köklü bir tarihi bulunan hem de son derece büyük bir potansiyele sahip bir ülke için demokrasiden başka yol yoktur. Bu sebeple temel demokratik değerlere ve haklara sonuna kadar sahip çıkmalıyız. Daha evvel de zorlu badireler atlatan ülkemiz, bundan sonra da modern dünyanın, gelişme yolunda emin adımlarla ilerleyen bir üyesi olarak kalmaya devam edecektir. Bundan şüphe etmiyorum.

Umudumuzu ve moralimizi hep yüksek tutmak, yalnızca kendimize ve ülkemize değil yarınlarımız olan çocuklarımıza karşı da görevimizdir. Her birimiz, her ne işle uğraşıyor isek onu en iyi biçimde yapmaya devam etmeliyiz. En zorlu zamanları nasıl atlattığınız, ne kadar güçlü olduğunuzun en iyi göstergesidir.

Daha önce de benzer durumlardan ve pek çok ağır krizden çıkmayı başaran bir ülke olarak Türkiye’ye güvenimizde hiçbir değişiklik yoktur. Bunu yakın dönemde yaşanan başka üzücü olaylar sonrasında da ifade etmiştik (‘Türkiye’ye inanıyoruz, yanınızdayız’). Siemens olarak Türkiye’de 160. yılımızı kutlayabiliyor olmamız bu güvenin hiçbir zaman sarsıntıya uğramamasından kaynaklanmıştır.

Bir kez daha vurgulamak istiyorum ki demokratik bir ülkede daha aydınlık yarınlara hep beraber yol alabilmek adına bir arada durmalı ve yaptığımız iş her ne ise onu en iyi şekilde yapmaya devam etmeliyiz.

Ülkemiz ve hepimiz için en iyi dileklerimle

Aileniz ve tüm sevdiklerinizle birlikte keyifli bir bayram geçirmenizi dilerim.

RamazanBayrami2016Bayramlarda pek çok anlamlı şey söylenebilir; ama en önemlisi bayramın bize insani değerleri hatırlatmasıdır. Birlik, beraberlik, merhamet duygularının en yoğun yaşandığı dönemler, bu dönemlerdir.

Öncelikle, Ramazan Bayramı’nın, başta ülkemiz olmak üzere tüm dünyaya barış ve huzur getirmesini diliyorum. Bayramınızı kutluyor, aileniz ve tüm sevdiklerinizle birlikte keyifli bir bayram geçirmenizi temenni ediyorum.

“We believe in Turkey and we stand by you”

bayraksiyahkurdeleUnfortunately, these are times of severe terrorist attacks both in our country and the world. I believe it would be appropriate to remind you of a previous message: We should always act responsibly against such attacks and never lose our faith in humanity or our society. This is not only an individual, but also a corporate responsibility for each of us.

We, as Siemens Turkey, are devastated by the news of the terrorist attack at İstanbul Atatürk Airport and our headquarters also shares our grief. The letter of condolences sent by Siemens AG Managing Board to our employees is a concrete indicator of their feelings of solidarity. The underlying message reads as “We believe in Turkey and we stand by you”. As stated in this letter, we should never give up believing in the future of our country. Our future will be built upon faith, hard-work and goodwill.

I extend my heartfelt condolences to the victims’ families and hope all those injured will get well soon. May the souls of the victims rest in peace.

“Türkiye’ye inanıyoruz, yanınızdayız”

bayraksiyahkurdeleÜlkemizde ve dünyada hepimizi üzen terör saldırılarının ne yazık ki yoğunlaştığı bir dönemde yaşıyoruz. Daha önce değindiğim bir konuyu tekrar gündeme getirmekte fayda var: Bu tür olaylara karşı duyarlılığımızı, ayrıca insanlığa ve içinde yaşadığımız topluma inancımızı kaybetmememiz gerekiyor. Bunu sadece bireysel değil kurumsal bir sorumluluk olarak da görmemiz gerek.

Siemens olarak İstanbul Atatürk Havalimanı’nda yaşanan terör saldırısından büyük üzüntü duyduk. Bu üzüntü aynı ölçekte şirketimizin global merkezi tarafından da paylaşılıyor. Şirketimizin global yönetim kurulundan çalışanlarımıza gönderilen taziye ve “Türkiye’ye inanıyoruz, yanınızdayız” mesajı bunun somut göstergesi oldu. Gerçekten de bu mesajda da belirtildiği gibi ülkemizin geleceğine inanmaktan vazgeçmemeliyiz. Geleceğimiz bu inanç, çalışkanlık ve iyi niyet üzerinde yükselecektir.

Bu vesileyle son saldırıda hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, sevenlerine başsağlığı ve tüm yaralılara acil şifalar diliyorum.

Baba olmak, hayatın her aşamasında çocuklar için bir pusula olmak demektir

Babalar GünüTürkçe, Farsça, Sanskritçe ve Çince’de aynı şekilde söylenen ve aynı anlama gelen, Batı dillerinde de küçük birer değişiklikle yine benzer bir şekilde kullanılan sözcük “Baba” sözcüğüdür. Her ne kadar bu sözcük pek çok dilde aynı şekilde kullanılsa da, yaşadığımız değişimlerin bir parçası olarak, baba olmanın anlamı değişiyor.

Babalar artık sadece para kazanan rolü üstlenmiyorlar, daha pek çok farklı sorumlulukları da var. Değişimi ve çeşitliliği benimseyerek, hayatımızın her alanında uygulayıp farklı roller üstlenirsek çocuklarımıza daha iyi örnek olabiliriz. Böylece onlar da hayatlarında farklı roller üstlenir ve değişen dünyada başarılı olabilirler. Baba olmak, hayatın her aşamasında çocuklar için bir pusula olmak demektir…

Tüm babaların bu özel gününü kutlarken, aramızdan ayrılmış olan ama yetiştirdikleri özverili, disiplinli, çalışkan evlatları ülkemize ve bizlere emanet eden tüm babaları da saygıyla anıyorum.

Babalar Gününüz kutlu olsun.

19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’nı içtenlikle kutluyorum.

19 Mayıs Mustafa Kemal Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor BayramıHer zaferin bir başlangıç noktası vardır. 19 Mayıs da Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlık ve kuruluş öyküsünün başlangıç noktalarından biri olarak tarihimizde önemli bir yere sahiptir.

Ülkemizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkarak Kurtuluş Savaşı’nı resmen başlattığı tarih olan 19 Mayıs’ın bir başka özelliği de Gençlik ve Spor Bayramı olarak kutlanması. Bizzat Atatürk tarafından gençlere armağan edilen bu bayram, gençlerimizin değerini daha iyi bilmemiz, geleceğimizi emanet edeceğimiz nesillere bir adım daha yaklaşarak onları anlamaya çalışmamız ve bizim tecrübemizle gençlerin dinamizmini bir araya getirmemiz açısından değerli bir fırsat sunuyor.

Bu vesileyle, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’nı içtenlikle kutluyorum. Gençlerimizle birlikte ülkemize güzel bir gelecek kazandırmak dileğiyle…

Her birey, kendi becerileri doğrultusunda bir fark yaratabilir.

Tüm dünyada her yıl 10-16 Mayıs haftası “Engelliler Haftası” olarak değerlendiriliyor.  Bu haftanın bilinçlendirme çalışmaları yapmak açısından önemli bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Çeşitliliği en önemli değerlerinden biri olarak benimseyen biz Siemenslilere düşen, bu bilinci yaşamımızın tamamına yaymak ve her koşulda engellilerin de hayata karışması için bireysel ve kurumsal çalışmalara imza atmaya devam etmek olmalı.  Bu yönde gerçekleştirdiğimiz başarılı çalışamalarımızdan biri de Rüzgar ve Yenilenebilir Enerji bölümümüzün katkılarıyla hazırlanmış olan “Rüzgar ve Balıkçı” kitabı. Kitabımızın görme ve işitme engelliler için de geliştirilen online versiyonu, Türkiye genelinde pekçok çocuğa ulaşmaya ve farkındalık yaratmaya devam ediyor. (Rüzgar ve Balıkçı kitabının online versiyonuna www.ruzgarvebalikci.com  adresinden ulaşabilirsiniz.)

Birleşmiş Milletler verilerine göre dünyada yaklaşık 500 milyon engelli bulunuyor. Türkiye İstatistik Kurumu ise Türkiye nüfusunun yüzde 12,29’unun engelli olduğunu belirtiyor. Doğumsal ya da sonradan oluşan engeller, bireylerin hayatını kuşkusuz etkiliyor. Ancak bu bireylerin toplumsal yaşama katılımını teşvik etmek, hepimizin sorumluluğu. Çünkü yürekten inanıyorum ki her birey, kendi becerileri doğrultusunda bir fark yaratabilir ve bu farklılıklar yeni çözümler, yeni bakış açıları olarak hem bireylere hem de toplumlara değer kazandırır.

Bu vesileyle, bu anlamdaki sorumluluğumuzu bir kez daha hatırlatmak istiyor, Siemens bünyesinde çalışan tüm engelli arkadaşlarımıza da şirketimize sağladıkları değerli katkılar için teşekkür ediyorum.

Büyük Resmi Görmek

buyukresmigormek

2016’nın ilk çeyreğini tamamladık bile. Dünya üzerinde yaşanan trajedilerin sayısı hafızalarımızın sınırlarını zorlar hale geldi.  Unutmakla kalmayıp, belki de çok değil yalnızca son birkaç ayda bizi dehşete düşürmüş olan birçok felaketi hatırlamakta zorlanıyoruz. Yaşanan olaylar arasındaki bağlantıları kavramakta güçlük çekiyor, büyük resmi göremez hale geliyoruz.

İnsanların hayatlarını kaybetmesi ve geride kalanların yaşadığı dramlar geçtiğimiz yıl boyunca da beni en çok etkileyen olaylar oldu. Mülteci akımına, denizde boğulan ailelere ve çocuklara ilişkin görüntüler zihnimde canlanıyor. Yeni bir göç dalgasına şahit oluyoruz. Göç bizim için hem yeni hem de eski bir olgu ve bütün bu olup bitenler hakkında karmaşık duygular içerisindeyiz. Yardıma muhtaç çok sayıda yabancı endişe duymamıza sebep olabiliyor. Toplumun farklı kesimlerinden “Zaten yeterince sorunumuz yok mu?” soruları yükseliyor zaman zaman.

Göç olgusu aslında biz Türkler için yeni bir şey değil. ‘Bu ülkede herkesin ailesi öyle ya da böyle bir şekilde bir göçmenlik geçmişine sahip’ dersek yanlış olmaz. Aslında göç konusu varoluşun başından bu yana geçerli bir olgu. İnsanlar daima tehlikelerin ve yokluğun hüküm sürdüğü bölgelerden göçerek, güven ve refah içerisinde yaşayabileceklerini düşündükleri bölgelere ulaşmaya çalışmıştır. Bu durum bazen başka insanları göçe zorlamakla da sonuçlanmıştır. Günümüz toplumları kıtasal ve kıtalararası göç hareketleri sonucunda ortaya çıkmıştır.

“23andMe” isimli Amerikan genetik şirketini ‘sahip olunan kökenleri araştırmakla’ görevlendiren kişiler, tarih öncesi ailevi bileşenlerin dünyanın birbirinden son derece uzak coğrafyalarında ortaya çıkmış olduklarını öğrendiğinde oldukça şaşırmıştır. Kuzey Amerika’daki ‘eritme potası’ (‘Melting Pot’), tarih alanında elde edilen son bilgiler ışığında bir deyim haline gelmiştir. Daha iyi bir hayat arayışında olan yaklaşık 50 milyon göçmen, 1820 ile 1979 yılları arasında dünyanın her bölgesinden bahse konu eritme potasına akın etmiştir.

Göçün ortaya çıkış sebepleri farklılaşabilmektedir. İnsanlar bazen din merkezli, bazen zorla, bazen ekonomik arayışlar nedeniyle ya da kimi zaman sadece güvenlik kaygısı nedeniyle göç etmektedir. Kastilyalı II. Ferdinand ile I. Isabella tarafından imzalanmış olan Elhamra Fermanı’ndan sonra İspanyol topraklarından göçmek zorunda bırakılan yaklaşık 150 bin Yahudi’nin yaşadığı gibi zorla ve din merkezli; 16’ıncı ve 19’uncu yüzyıllar arasında Amerika’ya götürülerek zorla köleleştirilen 12 milyon Afrikalı’nın yaşadığı gibi yine zorla ve ırkçılık sebebiyle; ya da 1960’larda geleceklerini inşa etmek üzere Almanya’ya göç etmek zorunda kalan Türkler’in yaptığı gibi ekonomik merkezli olarak ortaya çıkabilmektedir.

Kitlesel veya bireysel, uzun vadede ya da aniden, barışçıl veya zorla. Göçün ne şekilde gerçekleştiği tarihsel koşullara bağlıdır. Göç tarihinin bizlere açıkça öğrettiği tek bir husus var: İster yüksek askeri güçler, ister duvarlar tarafından korunsun, kültürel, dilsel ve ekonomik sınırlar tarih içerisinde, yani uzun vadede sadece anlık birer görüntü teşkil etmektedir. Bu ‘anlık görüntü’nün hangi zaman zarfında değişeceği hususunda yine tarih felsefesi çerçevesinde kapsamlı tahminlerde bulunmak mümkündür. Fakat sadece geçtiğimiz yaz aylarında yaşananlar, söz konusu görüntünün çok kısa bir süre içerisinde son derece dramatik, hatta trajedik bir biçimde değişebileceğini gözler önüne sermiştir.

Atalarımızın çoğu çeşitli sebeplerden dolayı memleketlerinden göç etmek zorunda kalmıştı. Bizler ‘göçmen’dik. Gelecekte çocuklarımız da yine göçmen olabilir. Bu yüzden, bugün kendilerine yeni bir yurt arayan mültecileri gördüğümüzde korkularımız merhametimizi bastırmamalıdır. Hepimiz ‘insan olmak’ bağlamında bir şekilde akrabayız ve birbirimize bağlıyız. İnsanların ortak kaderini ve gerçek akrabalık bağlarını yaşamlarımız boyunca ortaya çıkan olaylar silsilesinin ve bu olaylara verdiğimiz tepkilerin belirlediğini unutmamalıyız. Yurdundan göçmek zorunda kalmak konusuna da bu çerçeveden bakarsak gerçek ve büyük resmi gözden kaçırmadan hareket etmemiz hepimiz için daha kolay olacaktır.

Kaynaklar:
• Wikipedia.
• European Emigration (the GENERATIONS Network, INC.)
• History of Migration (History World).
• Migration policy.org (A history of Migration)
• Cicero Magazine on emigration.