Yaşam

Büyük Resmi Görmek

19 Nisan 2016

2016’nın ilk çeyreğini tamamladık bile. Dünya üzerinde yaşanan trajedilerin sayısı hafızalarımızın sınırlarını zorlar hale geldi.  Unutmakla kalmayıp, belki de çok değil yalnızca son birkaç ayda bizi dehşete düşürmüş olan birçok felaketi hatırlamakta zorlanıyoruz. Yaşanan olaylar arasındaki bağlantıları kavramakta güçlük çekiyor, büyük resmi göremez hale geliyoruz.

İnsanların hayatlarını kaybetmesi ve geride kalanların yaşadığı dramlar geçtiğimiz yıl boyunca da beni en çok etkileyen olaylar oldu. Mülteci akımına, denizde boğulan ailelere ve çocuklara ilişkin görüntüler zihnimde canlanıyor. Yeni bir göç dalgasına şahit oluyoruz. Göç bizim için hem yeni hem de eski bir olgu ve bütün bu olup bitenler hakkında karmaşık duygular içerisindeyiz. Yardıma muhtaç çok sayıda yabancı endişe duymamıza sebep olabiliyor. Toplumun farklı kesimlerinden “Zaten yeterince sorunumuz yok mu?” soruları yükseliyor zaman zaman.

Göç olgusu aslında biz Türkler için yeni bir şey değil. ‘Bu ülkede herkesin ailesi öyle ya da böyle bir şekilde bir göçmenlik geçmişine sahip’ dersek yanlış olmaz. Aslında göç konusu varoluşun başından bu yana geçerli bir olgu. İnsanlar daima tehlikelerin ve yokluğun hüküm sürdüğü bölgelerden göçerek, güven ve refah içerisinde yaşayabileceklerini düşündükleri bölgelere ulaşmaya çalışmıştır. Bu durum bazen başka insanları göçe zorlamakla da sonuçlanmıştır. Günümüz toplumları kıtasal ve kıtalararası göç hareketleri sonucunda ortaya çıkmıştır.

“23andMe” isimli Amerikan genetik şirketini ‘sahip olunan kökenleri araştırmakla’ görevlendiren kişiler, tarih öncesi ailevi bileşenlerin dünyanın birbirinden son derece uzak coğrafyalarında ortaya çıkmış olduklarını öğrendiğinde oldukça şaşırmıştır. Kuzey Amerika’daki ‘eritme potası’ (‘Melting Pot’), tarih alanında elde edilen son bilgiler ışığında bir deyim haline gelmiştir. Daha iyi bir hayat arayışında olan yaklaşık 50 milyon göçmen, 1820 ile 1979 yılları arasında dünyanın her bölgesinden bahse konu eritme potasına akın etmiştir.

Göçün ortaya çıkış sebepleri farklılaşabilmektedir. İnsanlar bazen din merkezli, bazen zorla, bazen ekonomik arayışlar nedeniyle ya da kimi zaman sadece güvenlik kaygısı nedeniyle göç etmektedir. Kastilyalı II. Ferdinand ile I. Isabella tarafından imzalanmış olan Elhamra Fermanı’ndan sonra İspanyol topraklarından göçmek zorunda bırakılan yaklaşık 150 bin Yahudi’nin yaşadığı gibi zorla ve din merkezli; 16’ıncı ve 19’uncu yüzyıllar arasında Amerika’ya götürülerek zorla köleleştirilen 12 milyon Afrikalı’nın yaşadığı gibi yine zorla ve ırkçılık sebebiyle; ya da 1960’larda geleceklerini inşa etmek üzere Almanya’ya göç etmek zorunda kalan Türkler’in yaptığı gibi ekonomik merkezli olarak ortaya çıkabilmektedir.

Kitlesel veya bireysel, uzun vadede ya da aniden, barışçıl veya zorla. Göçün ne şekilde gerçekleştiği tarihsel koşullara bağlıdır. Göç tarihinin bizlere açıkça öğrettiği tek bir husus var: İster yüksek askeri güçler, ister duvarlar tarafından korunsun, kültürel, dilsel ve ekonomik sınırlar tarih içerisinde, yani uzun vadede sadece anlık birer görüntü teşkil etmektedir. Bu ‘anlık görüntü’nün hangi zaman zarfında değişeceği hususunda yine tarih felsefesi çerçevesinde kapsamlı tahminlerde bulunmak mümkündür. Fakat sadece geçtiğimiz yaz aylarında yaşananlar, söz konusu görüntünün çok kısa bir süre içerisinde son derece dramatik, hatta trajedik bir biçimde değişebileceğini gözler önüne sermiştir.

Atalarımızın çoğu çeşitli sebeplerden dolayı memleketlerinden göç etmek zorunda kalmıştı. Bizler ‘göçmen’dik. Gelecekte çocuklarımız da yine göçmen olabilir. Bu yüzden, bugün kendilerine yeni bir yurt arayan mültecileri gördüğümüzde korkularımız merhametimizi bastırmamalıdır. Hepimiz ‘insan olmak’ bağlamında bir şekilde akrabayız ve birbirimize bağlıyız. İnsanların ortak kaderini ve gerçek akrabalık bağlarını yaşamlarımız boyunca ortaya çıkan olaylar silsilesinin ve bu olaylara verdiğimiz tepkilerin belirlediğini unutmamalıyız. Yurdundan göçmek zorunda kalmak konusuna da bu çerçeveden bakarsak gerçek ve büyük resmi gözden kaçırmadan hareket etmemiz hepimiz için daha kolay olacaktır.

Yorum yapılmamış

    Bir cevap yazın


    The reCAPTCHA verification period has expired. Please reload the page.